Herkese Çay, Şakire Yok


Herkese çay, Şakire yok! Neden Şakire yok? Çünkü Şakir şu an akıllı telefonuyla meşgul. Çay söylesen bile çayı içmeden soğutur.





Hayat çok garip cep telefonları filan!





Günlük
hayatımıza konsantre olmakta zorlanıyoruz artık. Kitap okurken odaklanamıyor,
film izlerken sıkılıyor, derin muhabbetlere giremiyoruz. Zihnimiz bölük
pörçük.  Gideceğimiz yerlere GPS ile gidiyor, bizim için çok önemli olan
telefon numaralarını bile hafızamızda tutmuyoruz, yani kısaca:





SmartPhone’lara gömüldük kaldık. 





Bu
iletişmek değil, itişmek.





Akıllı
telefonlar şımarık 21.yy insanın oyuncakları mı yoksa gerçekten yaşam
kalitemizi yükseltiyorlar mı? Hem evet hem hayır. Bu tamamen sizin eşya ile
nasıl bir ilişki kurduğunuza bağlı. İlişki diyorum çünkü onlarsız bir
kimliğimiz yok artık. Akıllı telefonlar  bir statü sembolü neredeyse. Bir
yaşam tarzı. Bir aksesuar.  Modern bir oyuncak. Zaman ve konuşma öldürücü.





Amerika’da yapılan bir araştırmaya göre trafikte araç kullanırken bile akıllı telefonlarını kullanmaktan vazgeçmeyen önemli bir kitle var. Facebook durumlarını değiştiriyor ve hatta maçlara bakıyorlar.





Kulağa uçuk bir fikir gibi gelse de bunu yapanların oranı hayli yüksek: %19. Trafikteki diğer kötü alışkanlıklarla ilgili sonuçlar ise %34′ün araç kullanırken telefondan mesaj attığını, %74′ün ise arama yaptıklarını ya da gelen aramaları cevapladıklarını gösteriyor. İstanbul ve Türkiye ölçeğinde de bu oranın hayli yüksek olduğunu söylemek yanlış olmaz.





Akıllı
telefonları en çok hangi amaçlarla kullanıyoruz:





  • 1. İnternete bağlanmak 
  • 2. Sosyal ağları kontrol etme
  • 3. Oyun oynamak
  • 4. Müzik dinlemek
  • 5. Çağrı yapma
  • 6. E-postalar
  • 7. Metin mesajı
  • 8. TV / film izlemek
  • 9. Okuma kitapları
  • 10. Fotoğraflar




Akıllı
telefonlarla ilişkimizin özeti şu: kim kimin avucunda belli değil.





Tamam
bir ekran çağındayınz (screen age) ama bu kadarı fazla. Bu ekranları daha yalın
ve ‘doğal bir akış’ içinde kullanmayı öğrenmeliyiz.





Ekran
yüzeyseldir.
 Düz. Sığ.  Sürekli
ekranlarla kurduğumuz bu ilişkilerle hayatı yaşamaya çalışmak bizi de
sığlaştırır, insanlıktan çıkarır. (Yeri gelmişken simulakr – simülasyon
üstadı Jean Baudrillard ’a bir selam çakalım.)
 Robokop
yada zombi mood olabiliriz. Etrafımıza baktığımız her yerde ekranları
kullanıyoruz. Ekran, ekran, ekran. Bu mudur yani? Insanlığın gelişmişlik
düzeyinden bunu mu anlayacağız? Bu neyin kafasıdır?





Birileri yapıyor, kazanıyor. Birileri pazarlıyor kazanıyor. Birileri satıyor kazanıyor. Ya kullananlar kazanıyor mu? Size bağlı.






https://www.youtube.com/watch?v=F-QGEDzZ9kw




Tamam
bu telefonların ve benzeri teknolojilerin çok işe yarar, facilitate tarafları
var ama bir o kadar da asimile ve deforme edici tarafları da var.





Arasıra Teknoloji diyeti yapmak zorundayız. Aileye, doğaya ve gerçeğe dönmek zorundayız. Birlikte yenilen yemeklere, gözlerimizin içine bakarak sohbet etmeye. Gerçekten dinlemeye, ilgilenmeye, yani insan olmaya gayret etmemiz gerek.





Son
sözüm ‘eat pray love’ filminden gelsin: Dolce far niente.





Dolçe
far niente. Yani hiç birşey yapmamanın tatlılığı. Benim için güzellik, üstün
insan budur. Uzakdoğu felsefesinde buna Wu-wei diyorlar.





baylar
bayanlar: Dolce far niente!


Tepkiler:

0 yorum:

Yorum Gönder